Bilim - Toplum / Bilim - toplum ilişkisinde BİLARK

Çağdaş bir yaşamın ana dinamiklerinden biri bilim. Günümüz sorunlarının çözümlerini ve geleceğe ilişkin sorularımızın cevaplarını ararken bilimin desteğini almayan toplumlar, olan bitenin peşinden sürüklenmeye mahkum.

Bilim güvenilir bilgi demek, uzmanlık demek, göremediğimizi görmek, gündelik aklımızın yetmediği yerde açıklama getirmek demek.

Öte yandan, “bilimciler gelsin sorunlarımızı çözsün” demekle de olmuyor. Bilim dünyasının gerçekten ne kadar bilimsel olduğu, toplumun güncel sorunlarını ne kadar kaale aldığı, özü bakımından toplumsal bir sorun ve tek başına bilim dünyasına bırakılabilecek birşey değil.

Bilim ve teknoloji, insana dair açıklamalar veya eğitim yöntemleri sorunlarımızı çözebildiği gibi kendileri de sorun kaynağı olabiliyor. Gerçeği görmemizin aracı olan bilimde de vahim hatalar, körlükler, indirgemeler yüzyıllardan beri tanık olunan şeyler. Bugün çok açıkça kavrandığı üzere çevre sorunlarının çözümü tek başına doğabilimlerinde değildir. Ya da çağdaş insanın psikolojik çıkmazlarının çözümü tek başına psikoloji biliminin açıklama modellerinde değildir. Toplumsal ihtiyaçlara duyarlı, adil bir dünya talebinin yön verdiği ve toplumun katılımıyla birlikte işleyen bir bilime ihtiyaç var.

Kant’ın ünlü bir sözünden esinlenerek söylersek: Bilimsiz toplum kör, toplumsuz bilim özsüzdür.

Günümüzde bilim pratiklerindeki en büyük sorunlardan biri uzmanlık bilgilerinin farklı bilim dallarına göre bölünmüş ve birbirinden kopuk olarak hayatımıza yansıması. Fen bilimleri beşeri bilimlerden bağımsız yürütüldüğünde insanlığa uygun çözümler çıkmayacaktır. Toplumsal sorunlar odağa alınarak bilimden yararlanılmak istendiğinde farklı bilim dallarının işbirliği zorunludur ve felsefi bir bakış açısından beslenmeyen bilimsel pratikler bütünlüğü yakalayamaz ve insanın, toplumun ihtiyaçlarıyla da gereğince buluşamaz.

Ülkemiz özelinde baktığımızda bilimin süregiden temel iki sorunundan söz edebiliriz. Birincisi eleştirel bakış açısının bilimsel çalışmalara gereğince yansımaması, diğer deyişle bilimsel çalışmaların kendi içinde şeffaflığı sorunu; ikincisi bilgi otoritesini temsil eden akademik kurumların toplumla dinamik bir ilişkiyi yeterince geliştirememiş olması.

Türkiye bilim alanında ve toplumsal dinamizm açısından eşik atlayan bir ülke. Bu açıdan ülkemizde toplumun bu kanaldan yararlanmaya son derece açık olduğu, başka bir deyişle bu yönde yapılacak faaliyetlere ihtiyaç duyduğu kanaatini ve hayatla temas halinde olan bir bilim anlayışının tartışma ve diyalog kültürünü inşa ederek daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir perspektifi güçlendireceği umudunu taşıyoruz.

Hem bilimcilerin, hem toplumun diğer kesimlerinin (öğrencilerin, iş dünyasının, seçmenlerin, partilerin ...) katılımıyla bilim pratiklerimiz üzerine düşünmeliyiz, yeni yollar ve imkanlar aramalıyız. Hayatın içindeki sorunlara daha iyi cevap vermek üzere çeşitli toplumsal aktörlerle işbirliği anlayışını ve yöntemleri geliştirmek belirleyici önemde. Mevcut bilimsel birikim, üniversitelerin gücü ve potansiyeli dışarıya daha fazla açıldığında bilim-toplum ilişkisinde ciddi bir sıçrama yaşayabilir ve uluslararası bilim pratiğiyle güçlü bir ilişki kurabiliriz.

Bilimsel toplum olmamız bilimin açılmasıyla, beşeri bilimlerin etkisinin artmasıyla mümkün. Özellikle genç araştırmacıların dinamizmi bunun dinamosu olacaktır.

Konuyla doğrudan ilgili kaynakları ve gelişmeleri de bu sayfadan paylaşmayı amaçlıyoruz. İlgilenen herkesi fikirlerini ve ilgili kaynakları paylaşmaya çağırıyoruz. Bu amaçla bizimle iletişime geçebilirsiniz.